12 Mayıs 2012 Cumartesi

'Dur' dediği yer

Haftalar süren uykusuzluk, gerginlik, telaş derken geçti gitti üniversite hayatımın son vizeleri, mevsimi kaçırıyorum,zamandan çalıyorum diye diye attım kendimi sokaklara.Karış karış gezdim, bir güne beş gün sığdırdım,Kordon'da çıplak ayak çimlere bastım,birbaşınalığın tadını sonuna kadar çıkardım önce, sonra kaç zamandır göremediğim arkadaşlarımı gördüm,onlarla konuştuk, güldük, eğlendik,gezdik,içtik,gece kalmalı gidip geldik.
Ardından koştura koştura eve geldim,anneme babama.İhtiyaçları varmış buna,gelmeme,gelince fark ettim.
Gelir gelmez bir sabah bile dinlenmeden babamın bir işini takip etmeye başladım.Onu hallettik derken annemin yeni dükkanı için alışverişe gidildi ki hiç uzaktan göründüğü gibi değilmiş...Pazarlıklar,kararsızlıklar,konsept dışına çıkmadan farklılık yaratmaya çalışmalar derken epey koşturduk..Tabii bir de Ales var gündemimde;'nasıl daha hızlı olurum'u bulmaya çalışırken bu sabah bir uyandım;halsizlikten parmağımı bile oynatamıyorum,ateşim var ve kafamın içi bulutlarla dolu!

Daha önce de söylemiştim ben yorulmuyorum diye,yanılmışım ben yorulduğumu anlamıyorum vücudumu enerjimi de sınırında kullanınca bir yerden 'e artık yeter' diyor haklı olarak..
Dinlenmeye ihtiyacım var sade ve sadece..

Ve yarın hem anneler günü hem de önemli bir sınavım var.
Anneler gününü çok önemsiyorum,annemin de önemsediğini biliyorum, hissediyorum.Her anneler gününde bazı insanlar bir takım klişelerle çıkar ya karışımıza anneye bir tek o gün mü hediye alınır,bir tek o gün mü anneler günüdür diye..Bir kısmına hak vermekle birlikte,annelerimiz henüz yanıbaşımızdayken,sabah çiçeklerle uyandırma imkanımız varken buna anneler gününü bahane etsek ne olur? Yanındayken,gözünün içine bakarak,kucak kucak sarılarak kutlayabiliyorken kutla.Onu yaşayabildiğin kadar yaşa,Günlerin tarihlerin çok mu önemi var zaman bu kadar hızla ve gündelik yaşam içinde bu kadar telaşeyle akıp giderken ve hepimizden bir şeyler götürürken?

O kadar çok şey var ki anneme söylemek istediğim,duysun istediğim..Bildiğini biliyorum da duysun istiyorum işte..Söylenmeli içimden geçenler,söylenmeli..

28 Nisan 2012 Cumartesi

Bahara AŞK!


Bahara resmen aşığım,açık ve net!
Kışın hantallığını,ağırlığını atmak,pırıl pırıl havaya uyanmak,balkon sezonunu açmak,doğanın kendini tazelemesiyle tazelenmek!
Mevsimlerden çok etkileniyorum,içimi,ruhumu,enerjimi baştan aşağı değiştiriyorlar.Ve bunu doğaya uygunluğun, doğayla uyumlu olmanın bir göstergesi olarak kabul ediyorum.O nedenle artık bundan şikayet etmiyorum :)

Hala çok sıkışık bir zamandayım,genel olarak geceleri uyumadığım için de zaman kavramım kayboldu ayın 28'si olduğunu fark edip şok oldum bu sabah! Mayıs gelmiş MAYIS!
En sevdiğim...

Hani ben İzmir'deyim ya, hani kışı ne kadar çekilmez olsa da ilk baharına son baharına aşık olunur ya İzmir'in, kendi kendime mutlu oluyorum,pozitif oluyorum şehirden, iklimden dolayı :)
Bahçemiz çok güzelleşti,güllerimizle aşk yaşıyorum her gün.Dokunmaya bile kıyamıyorum uzaktan uzaktan,gözlerimle seviyorum,akşam saatinin hanımeli,yasemin kokusu için bahane yaratıp mutlaka balkona atıyorum kendimi:)
Ve bu evde o kadar az zamanım kaldı ki...Giderken iki şeyden ayrılmak çok zor gelecek;arkadaşlarım ve evim.
Hem gitmek istiyorum bir an önce; beni bekleyen yepyeni bir hayat var çok az ötemde, hem de burdaki düzenimden,evimden,arkadaşlarımdan ayrılmak istemiyorum.Kısacası ne yardan ne serden geçebiliyorum,keşke tüm istediklerimizin bir arada olabileceği bir hayat formu olsa :))

Şimdi yine çalışmaya başlamanın zamanı.Bugünün bir başka özelliği de yıllık yazısı yazacak olmam,ama kime? Hacettepe'de okuyan canımın içi Neşe'ye :) Aynı yerde üniversite okumak istedik olmadı,lise yıllığında ne olursa olsun hiç kopmayacağımızı biliyorum yazmıştık birbirimize,gerçekten de 4 yıl boyunca hiç ayrı yerlerde gibi değildik.Aynı şehirde olanlardan kat kat fazla yanında olduk birbirimizin.Şimdi de bunun nişanesi olarak onun yıllığında yazacağım.Bize bir şey olmaz demiştik,bak olmadı işte diye..Heyecanlıyım nerden başlasam bilemiyorum:)


Gözümüze hep güzellikler değsin der,giderim şimdi!

fotoğraflar kaynak :tumblr,pinterest.

22 Nisan 2012 Pazar

mesela

Ben mesela bu ara çalışmak/okumak dışında hiç bir şey yapmıyor daha doğrusu yapamıyorum.

Oturup 2000 sayfa kitabı hatim ediyorum,20 sayfalık yerden tüm sınav geliyor sonra kafayı yiyiyorum.
Rüyalarımda Yargıtay kararı tahlil ediyorum.Uykudan sağ kolum uyuşmuş şekilde kalkıyorum,felç olduysam yarın nasıl yazacağım diye gecenin köründe zır zır ağlıyorum.
Bir de sanıyorum ki tek ben böyleyim.Kendime kızıp kızıp duruyorum ne büyüttün diye.Değilmişim,cuma günü anladım.Mesela okulda çoğumuz her şeyi yastık yorgan olarak algılamaya başladık,kantinde o gürültüde bile uyuyanını gördüm.Uyuyamayan ben ve benim gibiler de hayatlarımıza zombiler olarak devam ediyoruz.

Bir de herkes uzaktan ah yavrum olacak bunlar vah yavrum hepimiz geçtik bu yollardan diyor ya işte bu hiç yardımcı olmuyor, aksine benim sinir katsayım diğer etmenlerle birleşip o kadar çok artıyor ki gözlerimden ateş çıkartabiliyorum mesela artık.Diyorum ki 36i saati geçti uyumadım, diyor ki herkes geçiyor bu yollardan.
Hayır napayım ben şimdi?

Ayrıca son olarak da en tembel blogger ödülüne en iddialı aday olarak da görüyorum kendimi.
kalınsağlıcakla.

12 Nisan 2012 Perşembe

Kayda Geçsin

Öğrencilik hayatımın son dersi de bugün böylece bitti.Lütfen kayda geçsin.
Hiç bir vedanın bu kadar umutlu olabileceğini düşünmezdim,hocalarımız birer fincan umut verip, güç verip vedalaştılar bizimle..

Önümde bekleyen sınavlardan olsa gerek şu an hiç ama hiç bitmiş gibi hissetmiyorum.Aksine daha yeni başlıyoruz diye düşünüyorum.
Ve bitsin,gerçekten hayırlısıyla bitsin artık.Yaşlandım oyh!

2 Nisan 2012 Pazartesi

Bir Güzel İnsan:Sabahattin Ali


Yazar,aydın,öğretmen,çevirmen,şair,fotoğrafçı,baba,eş,sevgili ve mahkum..
Bu ve bunun gibi pek çok sıfat sayılabilir Sabahattin Ali için ama hayatlarımıza dokunma biçiminden bahsetmek istiyorum ben.
İçimizdeki Şeytan mesela;okuyup da tek bir kelimesinde bile kendimi bulmadım diyeni var mı?
Kürk Mantolu Madonna'yı bir kere okuyup da öylece kenara bırakabilen,Maria Puder'i birden aklından çıkarabilen var mı?
Hadi bunu geçtim kitapla romanla ilgisi olmayanlar için 'Aldırma Gönül' desem daha başka söze gerek kalmaz sanırım..

Ve bugün tamı tamına 64 yıl geçti katledilişinin üzerinden.Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki aydın kesime yönelik faili meçhul cinayetlerin ilki..Belki de sonun başlangıcı.
Her neredeysen bir değil bin selam yolluyorum sana güzel insan Sabahattin Ali!

\\\Geçen haftalarda üfürükten teyyare blogunun tatlı sahibesi Hazalcım da ne güzel yazmıştı Sabahattin Ali'yi,ona da selam olsun buradan :))

23 Mart 2012 Cuma

küçük hesaplar

Bu kadarına artık pes diyerek başlamak istiyorum! Üniversite hayatında,yurt hayatında türlü çeşit insan tanıdım,çokça şaşırdım,kızdım bazı bazı üzüldüm kırıldım,sinirlendim söyledim,sustum. Ama bu kadarına diyecek hiçbir şeyim yok artık.

Alt tarafı üst tarafı bir seçmeli ders için kod adı hüsniyenin kendini düşürdüğü bu zavallı durum böyle küçük hesaplar beni çıldırtıyor! Dersin yapıldığı sınıf değişiyor bizim şubeden haberi olan tek kişi bu hüsniye ve özellikle sormamıza rağmen benimle birlikte bir kaç kişiye hiç bir şey söylemiyor! 2 hafta geçiyor sınıfta bekliyoruz,ders iptal oldu zannedip gidiyoruz.Üstelik sunum için konu dağıtılıyor,yine haberimiz yok.Hocanın da kabahati duyuru yapması gerekirdi ama hüsniye söyler diye yapmıyor.Bu arada ben de huylanmaya başlıyorum,hocanın odasına gidiyorum ders saatinden az önce,hüsniyenin sesi geliyor içeriden çıkmasını bekliyorum.Kapıda karşılaşıyoruz,bu hafta ders yapılmayacak öğrendim ben boşuna girme diyor!Başka bir şey soracağım diyorum,yok yok girme diyor! Var mı böyle şey ya? 

Bir kaç kişinin derse girmemesi,kendi küçük beynince ona rakip çıkmaması için ne numaralar ne olaylar çeviriyor ya..
Böyle şeyler beni çıldırtıyor,cidden çıldırtıyor.Ne geçti eline benim kaç haftalık imzam eksik olunca,sunum yapamayacak ek puan alamayacak olunca?Böyle şeylerden zevk alan insanları gördükçe aklım şaşıyor,algılayamıyorum..Alışmam mı gerekiyor acaba böylelerine? Of Allahım!

5 Mart 2012 Pazartesi

akıp giden zaman

Neler yaptım, neler sığdırdım haftalara özet geçmek gerekirse;

# 'Annem geldi' nin üniversite öğrencisi için ne büyük anlam ifade ettiğini öğrendim.Okuldan eve gelip mis gibi yemeklerle karşılanmak canmış can!


# Yorgunluktan halsizlikten dem vurup duruyordum ya hasta olmadan önceki uzatmaları oynuyormuşum meğerse.Bir de ilaç içmemek için inat etmemek gerekiyormuş.Bitki çayı yeterli tedaviyi sağlayamıyormuş bazen.

# Şirince'ye de gitmekle birlikte İzmir çevresinde gitmediğim,gezmediğim tarihi-turistik yerin kalmadı.Bu da demek oluyor ki bu diyardan gitme vaktim yaklaştı benim. (Şirince ayrıntılarını bir sonraki post olarak kişisel tarihime kaydetmek niyetindeyim)


# Küçük kuzen sahibi olmak ne büyük şans dedim yine,yine,yine! Gün be gün büyüdüklerine tanıklık etmek,onların davranışlarını izleyebilmek,bir insanın nasıl yetiştiğini görmek çok farklı.Ama kabul etmeliyim ki çocuklar aslında çok zor yaratıklar..


# Çok sevmekten korktuğumu anladığımda aslında çoktaaan çok sevmiş olduğumun da ayrıdına vardım.Çok sevince getirdiği ya da götürdüğü her şey de çok büyük oluyor.Kendimi kandırmaya hiç gerek yok;aşık olmak,sevmek,bağlanmak ister istemez insanı savunmasız bırakıyor.Her şey yolundayken zaten kendini korumaya da ihtiyacın yok,bu ihtiyaç işler sarpa sarınca ortaya çıkıyor,işte o zaman anlıyorsun kendini kalkansız miğfersiz atıverdiğini savaş meydanına.Bunu bir kez yaşayınca geçse bile izleri baki kalıyor.Her sıkıca sarıldığımda,yüzüne baktığımda,içimi yaktığında o izleri de hissediyorum.Bundan kurtulmayı istiyorum-tabii mümkünse.
Bir de 'Hoşgeldin değil hoşçakal acıtır' diyen üstad;nasıl da haklısın...Bu hoşçakal son olsun,bir dahakine bana hoşgeldin desin tüm sevdiklerim;en başta Fidel!


# Okuduğumdan daha çok okumak,izlediğimden -hatta bu ara izleyemediğimden:(- daha çok izlemek ama en önemlisi yaşadığımdan daha çok yaşamak daha dolu yaşamak istiyorum.

# Bir şekilde sosyal çevremi oluşturanların fikirlerime önem vermesi beni çok mutlu ediyor.Bir yerlere yazı yazan,konuşma hazırlayan,ödev hazırlayan arkadaşlarımın teslim etmeden önce sana göstermek istiyorum demeleri itiraf ediyorum ki gururumu okşuyor!Burda biz bizeyiz azıcık övünebilirim bence :)))


# Derslerimin bitmesine 6 hafta kaldı! Şaka gibi.. Nasıl olacak bu işler hiç bir fikrim yok.Ha tutuştum ha tutuşacağım...


# Keyfe düşkün olmak gerektiğini öğreten,her davranışıyla da bunun aslında bir sanat;yaşama sanatı olduğunu gösteren anneanneme seslenmek istiyorum:Sen çok yaşa e mi!

# Yeni yayınevlerinin ilgi çekmek için ilginç kapaklarla kitap yayımlaması bazen sinirimi bozuyor.Elimde Thomas Hardy ve Alphonse Daudet'in iki kitabı var sanırsın American Bestseller!  Benim yıldızım hiç barışmıyor ya bestsellerlarla ondan olsa gerek,ama gereksiz değil mi yani bu tarz hareketler?


# Derdi yetmiyor gibi dahasını başına çıkarmakta usta olan Eleni kardeşiniz bir yandan cilt cilt hukuk kitaplarıyla bakışırken,öteki yanına açıköğretimin mavili yeşilli kitaplarını dizmişken,ingilizce kurslarının engin sınav dalgaları arasından sağ çıktktan hemen sonra karşısına da ales kitaplarını almış bulunduğundan ara ara nefes almayı unutabilir.Unutursa hatırlatın;blogdaşlık vazifesidir.


# Bu kadar kafa ütüledikten sonra hadi bir de çay demlemeye vakti ya da hali olmayanlara tavsiye;çorba fincanın (termos fincan olursa çok daha şahane!) içine demlik poşet çay atın,içine de halka limon!Oh mis,ne yorgunluk kalır ne sendromların kralı pazartesi sendromu!