30 Aralık 2011 Cuma

aslında yeni yıl yazısı olacaktı

Bir kaç gündür aklımdan geçirdiğim cümleler vardı yeni yıla dair,yazmak için zaman kolladığım.
Küçük,umutlu ve mutlu şeyler..

Ama bugün yaşadığım bir olay,duyduğum tek bir cümle beni mahvetti..
Dayak yemiş gibi,ipleri kopmuş kukla gibiyim.
Bu haldeyken oturup düşündüklerimi,ışıltılı süslü püslü hayallerimi yazacak ne halim ne de moralim kaldı.
İnsanın acımasızlığına bir kez daha hayret ettim.Bu kadar vicdansız nasıl olunabiliyor aklım havsalam almıyor.
Fakülteden bir arkadaşım,bir iki sene sonra hakim,savcı ya da avukat olacak bir genç kadın bugün bana aynen şunları söyledi:'Van'da çadır yangınlarında ölenler için belki biraz üzülebilirim ama o 35 ölen için zerre kadar üzülmüyorum,acımıyorum.Hak ettiklerini buldular.'

Bu nasıl bir histeri?
Siyasi görüş ayrı,insanlık ayrı ben bunu bilir bunu söylerim.
Akıl dışı, vicdan dışı hiç bir ideolojiyi de tanımıyorum.

Tanrım sen 2012'de herşeyden önce bizlere 'başka bir akıl' ver,sağduyu ver, vicdan ver..

Ne olur insanı her tür kimlikten öte sadece insan olarak görsek,farklılıklarımızı birliktelikle taçlandırsak,savaşın değil barışın dilinden konuşsak..Savaş önce çocukları öldürür,öldüremediklerini de zehirler ve o çocuklar da hepimizin geleceği olur.Bunu hala göremiyorsak yazık..

Sevgili 2012, bari sen farklı gel.İyilik ve sevgi istiyorum senden en çok..
İyi kalpler olsun etrafımda ne olur,sevgiyle dolu kalpler.Kötülük, kin, nefret, fersah fersah uzak olsun.Kalpleri katran karası insanlar kimseye karalıklarını bulaştıramasınlar..
Dost dokunuşu eksik olmasın hayatımda var olan o çok kıymetli dostlarım, canlarımla yine bir kucak mesafede yakın olalım.
Ve en sona sakladığım aşk;hep yanımda kalbimde kalsın olur mu?

Tüm bloggercanlarıma da en güzel en keyifli yıllar olsun!

26 Aralık 2011 Pazartesi

Dünyanın En Kararsız İnsanı Benim!

Hayatımın en zor eylemi karar vermek!
En ufak şeylerden mesela alışverişte bir kazağın kırmızısı mı mavisi mi diye seçmekten tut en hayati kararlara kadar.Olamaz ya böyle bir şey; bazen kendi kendime bile hayret edecek kıvama geliyorum hani.
Üniversiteye başladığımdan beri demeyeyim de hadi son iki yıldır düşündüğüm ve karar vermem gereken bir konu var mezuniyetim sonrası ile ilgili ama bir sonuca ulaşabildim mi?
Elbette ki hayır her gün düşünüyorum ama daha karar vereceğim o 'kutlu gün' henüz gelmedi!

Osho'nun bir kitabında okumuştum;'karar aklın durmasıdır' diyordu.Tamam iyi hoş haklısın da her şeyin öylesini böylesini,olurunu olmazını,ötesini berisini düşünmekten o aklım oldu pert!

Hayır bir de zor zahmet bir karara varıyorum ya sonra nasıl kör bir inat geliyor,dünya tersine de dönse illa o karar verip kafama koyduğum şeyi yapacağım.Bu ne yaman çelişkidir a dostlar!

Kendimden bunalıyorum bazen,kendi kendime yapıp, kendi kendime hayatı zorlaştırıyorum başka hiçbir şey değil.Ne var sanki o kadar ince eleyip sık dokumasam,ne var düşünmeden hareket etsem ve dahası yanlış karar versem, hata yapsam?Dünyanın sonu mu gelecek?Böyle çok düşünüp zor karar verince her yaptığım doğru ve mükemmel mi oluyor?
Elbette hayır!
Ah bu ben!

21 Aralık 2011 Çarşamba

olmadık işler bu işler

Gözün içinde de taş oluyor muymuş oluyormuş!
Tanrım benim ne zaman vizem finalim olsa başıma saçma sapan hastalıklar gelir.
Bu sefer günlerdir dinmeyen,suratımın yarısı hareket ettiren şiddette gözaltı seyrimesi yüzünden doktora gittim seyrime sinirselmiş,gerginlik yorgunluk stresten oluyormuş ama vesile olmuş gözümün içinde taşlar oluşmuş ve lensimi (kontak lensten bahsetmiyorum tabii) çizmeye başlamış..
Onlar temizlendi ama gözüm hala seyriyor mu seyriyor,hem de nasıl!
Ve 8 sınav daha var ufukta.Gideyim de çalışayım bari!

17 Aralık 2011 Cumartesi

Sıradanlık Yegane Günahtır!


Dönüşmekten en çok korktuğum şey sıradan insan olmak!
Sıradan insan,sıradan kadın,sıradan öğrenci,sıradan avukat,sıradan sevgili..Bu liste böyle uzar gider.

10 yıl sonra dönüp kendime baktığımda kalıplar içinde sıkışmış biri olarak bulmak istemiyorum kendimi;böyle olursam kendime küserim biliyorum.Kendime küsmenin yanında hayattan tat almayan, görev niyetine nefes alan birinin başkasına ne faydası dokunacak?Yanımdaki insanların hayatlarını da o kasvetin içine çekersem?Ya o zaman da Fidel yanımda olup;sen böyle biri değildin derse,ya artık hiç söylemezse yıllardır diline pelesenk ettiği benzemez kimse sana'yı?Ya farkına bile varmadan herkes beni kendine benzetirse ben inatla herkes birbirinden farklı olsun ki bir aradayken rengarenk olalım derken...

Kalabalıklar arasında kaynayıp gidiyor muyum?Bazen böyle hissediyorum ve işte bu beni çıldırtıyor.Derdim dikkat çekicilik vs değil yanlış anlaşılmaya kurban gitmeyeyim..
Dediğim şey sürü zihniyetinin sen fark etmeden kanına işlemesi..Ayak uydurma mecburiyetinde hissetme,aykırılıktan kaçınma,aman tepki çekmeyeyim şimdi düşüncesiyle hareket etme..Günün birinde fark etmeden bu hale gelirsem ne olur biriniz tutup omuzlarımdan silkeleyin kendine gel diye!

Beni tüm bu düşüncelere iten,korkulara sevk eden  bu seneki yoğunluğumun etkileri sanırım,bir de vize öncesi gerginlikleri malum..Hiçbir şeye yetişemiyorum,hiçbir şeye fazladan zaman ayıramıyorum,tatsız tuzsuz bir insan haline geldim.Şu hiçbir şey yapmadan yaşıyormuşum daha doğrusu nefes alıyormuşum hissi yok mu!Bunu hep hissedersem yavaş yavaş öldürebilir beni!Aslında çok şey yapıyorum ama zevk için bir şeyler yapamıyorum sorun burda..Düz,dümdüz yaşıyor gibi hissediyorum kendimi..Yapmam gereken yığınla iş, okumam gereken not-kitap-kanun vs varken açıp gazete okurken bile suçluluk duyuyorum..3 senedir hatta onun öncesinde de hiç böyle olmamıştım ben;mezuniyet yaklaştıkça daha mı ciddiye biniyor herşey?Riske atma gibi bir lüksüm yok artık bunu biliyorum ama temkinli olurken abartıyorum..Ve sıradanlaşmaktan ödüm kopuyor!

Ne demiş Martha Graham;sıradanlık yegane günahtır!

15 Aralık 2011 Perşembe

güne not # 1

Bugün eve dönerken bir anne kızla karşılaştım;elele tutuşmuş,arkamdan yürüyorlardı.
Küçük kız önündeki sokak köpeğine seslendi:

'Bizimle beraber yürüyebilirsin köpek,sana zarar vermeyiz,biz de evimize gidiyoruz.'


O küçük kızı o kadar çok sevdim ki ben bugün..Aklıma geldikçe mutlu oldum,aklıma geldikçe gülümsedim...

11 Aralık 2011 Pazar

kitaplarım/5

JULİE&JULA-Julie Powel

Bu kitaba çok büyük umutlarla başladığımı söyleyemem,bayram tatilinde elimi oyalasın diye en yakındaki markette bulabildiğim en makul kitaptı.Hani çerez niyetine kolay okunan,çok dikkat gerektirmeyen,hayatımı değiştirmeyecek bir kitap olduğunu biliyordum ama resmen eziyet oldu bana eziyet!Hala daha sürünüyor koltukta masada orada burda..Üzerine iki kitap daha bitirdim,üçüncüyü okuyorum bu zavallımın daha 100 sayfası var:))
Haliyle de tavsiye etmiyorum,dert oluyor bitmeyince:)

Arka Kapak

'Bir kadının heyecan, tatmin ve mükemmel lezzet arayışını anlatan bu harika romanın hayranı olacaksınız.'
—COSMOPOLITAN
'BİR ZİYAFET, BİR YOLCULUK VE BİR MUCİZE.'
—Elizabeth Gilbert, Ye, Dua Et, Sev'in yazarı
'Karşı konulamaz.'
-Philedelphia Inquirer
'Muhteşem.'
-Entertainment Weekly
'Enfes.'
-USA Today
'Powell, Chris Rock'ınki gibi bir komedyen yeteneğine sahip ve mutfağını anlatırken, kendinizi gülmekten alamayacaksınız. Sıradışı dürüst ve çok keyifli.'
—CeCe Sullivan, Seatle Times
'Enfes… Okuyucular aşçılıkla ilgili olan her şeye, Julie Powell'ın uzmanı olduğu ve ilham verdiği yaşam tarzına derinden bir ilgi duyacak.'
—Carol Memmott, USA Today
'SİZİ KAHKAHALARA BOĞACAK DERECEDE EĞLENCELİ.'
—Clea Simon, Boston Globe
'GERÇEKTEN MÜKEMMEL BİR KİTAP.'
—Lauren F. Winner, Washington Post


HAMİŞ:Arka kapaktaki 'muhteşem', 'harika','olağanüstü' betimlemelerini gördükçe 'popüler olan iyi değidir' tezim kuvvetleniyor!

10 Aralık 2011 Cumartesi

Bir+Bir



Son aylarda en keyifle takip ettiğim dergilerden biri 'Bir+Bir',muhalif duruşu,farklı fikirleri bir arada sunuşu,birbirinden farklı konuları aynı konsept uyumu içinde işleyişiyle' işte aradığım dergi' dedirtti bana.
Mart 2010'dan itibaren yayım hayatına devam ediyormuş fakat ben yaklaşık 7-8 ay önce keşfettim ve açıkçası kendime kızdım!
Bir+Bir kapanan Roll Dergisi'nin halefi olarak yola devam ediyor,Roll'un de elimden geçmişliği vardır,o zaman da hatırlıyorum 'güzel dergi,keşke hep bulabilsem' demiştim.Fakat o zaman küçük bir şehirde yaşıyordum,bu tarz şeyleri bulabilmek bir hayaldi! 
Bir+Bir'in maddi sebeplerden dolayı yayım istikrarı olmadığı için,bazen iki ayda bir çıktığı için,üstelik D&R 'ın ifade özgürlüğünü kısıtladığı bir eylem olarak gördüğüm satış durdurma kararından ötürü aslında sevebilecek bir sürü insanın bu dergiyi fark etmeden geçip gittiğini düşünüyorum..

Hamiş:Şu an aralık sayısını bulamadım belki yine ocakta birleşik sayı çıkar,eğer ilginizi daha deneysel,muhalif,avangart tarz yayımlar çekiyorsa inceleyin derim ben:)

8 Aralık 2011 Perşembe

geceye not # 1


Hani uyumadan önce bir kaç sayfa da olsa kitap okurum ya,keşke o an yanımda olsan,yanımda uyusan,sayfaları çevirirken soluk alışını izlesem..

30 Kasım 2011 Çarşamba

Canım Komşu Teyzem!

Kaptırmış ders çalışıyordum kapı tıkladı,koştum baktım karşı apatmandaki komşu teyzenin gelini.
Elinde bir tabak..
O kadar duygulandım ki;anneanne,anne sıcaklığı resmen..
 Kıyamam ya nasıl düşünceliler...
İyi ki böyle insanlar var ve iyi ki hep karşıma çıkıp hayatıma böyle mutluluklar pırıltılar katıyorlar..
Düşünülmenin,değer görmenin mutluluğu çok ayrı..Bu soğuk günde içimi,yüreğimi ısıttı o iki anne..


Bu vesileyle ilk kendi görselimi kullanmış bulunuyorum,bir taraftan çayım demlenirken bu anı kaydetmem,hep hatırlamam lazım diye hemen sana koştum blogcum:))

Zamanın İçinde

Yorgun argın eve gelmişsem,kafamda bin türlü şey varsa,'akşam mutlaka çalışmalıyım'cümlesi dönüyorsa beynimde..

Bir saat kadar izin veriyorum kendime,bir fincan çay yapıyorum- bu aralar favorim portakallı yeşil çay- koltuğuma yerleşip ya biraz televizyona bakıyorum,ya dergilere göz atıyorum ya da bilgisayarımı alıp kucağıma sevdiğim bloglarda,sayfalarda geziniyorum ve bu 'kendime ayırdığım zaman' diyebileceğim zaman dilimi o kadar iyi geliyor ki...Küçük mutluluklarımdan biri de bu benim;zamamanın peşinde,içinde koşturup dururken bir soluklanmak,ufak molalar vermek o aralarda ruhumu besleyecek şeylerle ilgilenmek daha mutlu olmamı sağlıyor..
Tüm yorulmuşlara tavsiyemdir:)
 

Fonda da Michel Fugain çalabilir mesela:)Fransızca olması,oldies kategorisine terfi etmiş olması,kült olması ve bende çok çok özel bir yeri,çok büyük anlamı olan bir filmin müziği olması..Sevmem için yeterli sebepler öyle değil mi?:))


Hamiş:Kara bulutlarımı nihayet savuşturdum başımdan;belki çok mendil eskittim, belki kalbimi çok yordum ama atlattım.Şükür,çok şükür..
Ve yol gösterenim;sevgilim,fidelim..Olmasa çıkamazdım bu karabasanın içinden..Göremediğimi gösterdi,bakamadığım açının farkına vardım;bunca zaman sırf üzülmesin, aklı kalmasın diye ona bunları açmamak doğru değilmiş onu anladım..

Pozitifliğimi seviyorum,neşeli,mutlu,yaşadığı andan zevk alan, küçük mutlulukların peşine düşen ve bunların dolayısıyla çalışkan,üretken halimden çok memnunum!
Lütfen uzak kalsın artık yaşam sevgimi,enerjimi çekip alan olumsuzluklar benden...
(Ne uzun oldu bu böyle,iki paragraf not mu olur!?)

29 Kasım 2011 Salı

Garantili Eğlence :)


Pazartesi gibi sevimsiz bir günü çekilebilir kılan tek şey leyla ile mecnun dizisi benim için!
Gerçi artık leylamız yok onun yerine şirin-sedef ikilisiyle devam ediyoruz ama Burak Aksak ne yazıyorsa güzel yazıyor,konu yeniden toparlandı bir kaç hafta içinde.
Kadronun tamamı çok iyi ama mecnun-iskender-erdal üçlüsü favorim!





Şimdiye kadar izlediğim en iyi Türk komedi dizisi olduğunu söyleyebilirim.Zaten hepi topu 2-3 tane izlediğim dizi var ama onlar bana yetiyor:)
Bu kadar absürdlük bir arada nasıl da güzel gidiyor;olaylar olaylar yani anlayacağınız:)))
Bütün dertlere, tasalara iki saatlik mola verip kafa boşaltmaya birebir:)

Ve son olarak;Ali Atay, adamsın!

27 Kasım 2011 Pazar

Değişiklik İyidir



Fark ettim de dert defterim olmuş burası!İçim sıkım sıkım sıkılınca dönüp yazıp rahatlamışım.
Çok fazlaca kişisel,haddiden fazla içli olmuş..

Aslında yazmak istediğim daha çok şey var;şimdiye kadar yazdığım format dışında mesela; gördüğüm yerler,keşfettiğim mekanlar,dinlediğim müzikler,izlediğim oyunlar,filmler,diziler,keşfettiğim dergiler,küçük küçük detaylar,gün içinde kaybolup gidenler..Yazma sebeplerimin en başında zamana not düşmek,eğer unutursam dönüp baktığımda 'aaa bu da vardı' demek ve iz bırakmak,yaşadıklarımı kalıcı hale getirmek var.Daha önce de bahsettiğim eski blogumda bunu sık sık yapıyordum ama burda anonim bir kimlikle yazıyorum bu nedenle içinde suret olarak olmasam bile kendi çektiğim fotoğrafları koymak konusunda çekimser kalıyorum.Fakat artık bu şekilde paylaşmanın beni daha mutlu edeceğini,yazma isteğimi arttıracağını biliyorum,hissediyorum.

Bu ara pek zaman bulamıyorum ama artık en ufak vakit kırıntılarını bile değerlendirip eteğimdeki taşları dökeceğim:)Anlatılmayı ve kayıt altına alınmayı bekleyen çok fazla yaşanmışlığım var;umuyorum ki onlar da becerebildiğim ölçüde burda olacak.

18 Kasım 2011 Cuma

Böyleyken Böyle

Daha önce de söylemiştim esas olarak ben yorulmuyorum,yorulamıyorum enerjim, kuvvetim hep çok yüksek ama eğer çok yüklendiysem kendime işte şimdiki gibi bir yerden patlak veriyor muhakkak..

Hastayım hem de çok fena..Grip değil nezle değil,bağışıklığım düştüğü anda atağa geçen alerjik rint.Alerjik astım hastasıyım,çok uzun dönem aktif  tedavi gördüm aşı/ilaç şeklinde ancak ne yazık ki kaynağı bilinemeyen bir hastalık olduğu için kesin bir çözümü de yok.Ancak kontrol altına alınabilir hale getiriliyor tedaviyle.Normal şartlarda,normal zamanlarda pek bir sıkıntım yok ama dediğim gibi çok yüklenirsem kendime büyük ataklar yaşıyorum..En çok da mevsim değişim dönemine denk geliyorsa ya da çok üzüldüysem,çok sıkıntı içindeysem çok fena oluyorum:(

Hafta başından beri çok yoğunum,nasıl geçti anlamadım.Yarın kapanışı gerçekleşecek bir kurultayımız var;sabah 9dan akşam 6ya kadar fuar alanında,aşırı formal giyinmek,on santim topuk üzerinde durmak,klimalardan dolayı kuru hava gibi etkenler zorladı beni ama asıl bunun yanında bir de psikolojik zorlanma var..Yakınımdaki biri çok sinirime dokunuyor artık,çok zorluyor beni.Susuyorum,hiç uymuyorum,cevap bile vermiyorum.Gerek yok.Çünkü bunları neden yaptığını biliyorum.Kişiler değişiyor ama bir noktadan sonra bazı kız arkadaşlarımla yaşadığım şeyler tekerrür ediyor.İkinciye aynısını yaşıyorum.Üstelik değer verdiğim biriydi,keşke bunları yapmasa bana keşke..
Okul bitecek,herkes kendi yoluna eyvallah..Bunu söylemek istemezdim ama okul arkadaşlarımın çoğu ile böyle olacak durumumuz.Üniversite döneminde tanıyıp,dostluğunu ömür boyu isteyeceğim bir avuç insan var sadece.Gerisi geçici.
Ona da şans verdim,çok defa hem de.Ama artık kendi bilir.Diyorum ya susuyorum,sabrediyorum.Belki bu davranışlarına da son verir diye umut ediyorum.Kendimi yanında rahat hissetmediğim insana da arkadaş gözüyle bakamıyorum artık.Arkadaşlarıma çok bağlıyım ama bağımlı değilim.Bu kadar gerilmeme,hasta olmama sebep olan birine de mesafeli oluyorum ister istemez.
Ve mesafe girince bir defa,tekrar ısınamıyorum..
Böyleyim,sadece böyle olabiliyorum.

14 Kasım 2011 Pazartesi

kitaplarım/4

AZ-Hakan Günday
Hakan Günday'ın Az romanı hakkında bir çok şey söylenebilir,söyleyebilirim ama her şeyden önce Oğuz Atay'a saygı duruşu niteliği taşıdığı için takdirimi kazanıyor.

AZ,beni resmen çarptı.İnsan benliğindeki,kalbindeki o en en en karanlık yerine dokunuyor,onu irdeliyor,açıyor.

Hakan Günday kelimeleri suratımıza çarpmakta çok başarılı.

Özetle;güzel kurgu,güzel teknik,güzel konu,güzel roman!
Ve;DERDA ne kadar güzel bir isimdir...


'Bu hayatta kimseye hiçbir şeyi tam olarak anlatamayacağını anlamıştı.Biri için ölüm kalım meselesi olan,diğerinin gözünde toz kadardı.İsa çevresindeki mezarlara baktı ve iyi ki ölüyorlar,dedi içinden.İnsanoğlunun, hak ettiği için öldüğüne o gün inandı.Ölene kadar da başka bir şeye inanmadı.'

                                                                          ' -seni AZ seviyorum
                                                                           -ben daha AZ.'

Arka Kapak
Diyebilirsin ki, bir insanı, fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın. Belki de çok az...
O zaman şöyle demeliyim: Seni az tanıyorum... Az...
Sen de fark ettin mi? Az dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z.
Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var.
O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında.
Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar.
Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler.
Senin ve benim gibi... 

11 yaşında bir tarikat şeyhinin oğluyla evlendirilen korucu kızı Derdâ ile hapisteki bir gaspçının aynı yaştaki oğlu “mezarlık çocuğu” Derda’nın bir mezarlıkta kesişen hayatlarının, bu iki çocuğu kırk yıl boyunca her tür şiddetle yontup birbirlerine hazırlayışının, (bütün anlamlarıyla) Yazı’nın bu iki çocuğu birleştirmesinin hikâyesi.
Çocuk şiddeti, hayatın şiddeti, aşkın şiddeti, inancın şiddeti, hırsın şiddeti üzerine, A’dan Z’ye şiddet üzerine, dilin ve yazının şiddetiyle bir roman…”

13 Kasım 2011 Pazar

İÇ YAZISI


Her şey artık daha da zor daha da karmaşıksa,bu kadar şeyi nasıl kaldırabildiğime şaşıp kalıyorsam,kalabalıklar arasında dibine kadar yalnızsam,hep yaralanıyorsam,inadına kuyruğu dik tutmaya çalışıyorsam,kimseye hiçbir şey anlatamıyorsam,benim dışımda kimsenin okumadığı bir deftere bile yazamıyorsam,bir de Birsen Tezer çalıyorsa...
SEVE SEVE AĞLARIM.

5 Kasım 2011 Cumartesi

Yol Göründü

Bir haftalığına kendime her şey için izin verdim,her şeyi olduğu gibi bıraktım,aklımın iplerini saldım,bavulumu da kaptım gidiyorum!
Kararlıyım haftaya bomba gibi döneceğim buraya.

Takip eden,yorum bırakan,değer veren herkese teşekkür eder en güzel bayramları dilerim!

3 Kasım 2011 Perşembe

Bana Ne Oldu Söyle

Ben hiç böyle değildim

Ben ki hiç yorulmamakla övünen,hep kendine yapacak ufak tefek de olsa bir şeyler bulan,en olmadık zamanlarda bile küçük şeylerle mutlu olabilen en azından gülümseyebilen bir insandım..

Bana ne oldu?
Nedir bunca ağır gelen, elimi kolumu kesen ,beni hareketsiz bırakan?

Yemek yemeyi hep çok sevmişimdir ama şu anki hallerim bile depresyon işareti;tatlı pek sevmem, midem bulanır aslında ama mesela şimdi nutella kavanozu elimden düşmüyor sırf BOŞLUKTAN!Kendimi hep yemeğe sevk ediyorum..

Aslında çok da yoğunum ama o yoğunluğun bile boş olduğunu düşünüyorum e tamam bunu yapıyorum da ne olacak/ne oluyor gibi..

Derdimi anlatamadım bu satırlarda onun farkındayım ama ilk yazdığım haliyle kalsın düzeltmeyeceğim.Evet düzeltmeye bile halim yok!
İçimden hareket etmek bile gelmiyor ki bilen bilir ben normalde hiç hareketsiz duramam!

Ben bu Eleniyi hiç sevmedim..Kendimden hiç mi hiç memnun değilim bu aralar..Biz kadınların zaten en tipik özelliği ruhsal olarak iyi durumda olmayınca fiziksel olarak da kendimizi iyi hissedemiyoruz.Aynada bakan suratı sevmedim bu sabah,hiç bir şey yakışmadı üzerime,bütün gün bunu dert ettim.Yani bunun gibi aslında 'saçma' dertlerim var görünürde.Ama asıl sebep derindeki huzursuzluğum.Bunlar böyle böyle çıkıyor..

Bayram,yolculuk,aile yemekleri iyi gelir umarım bana...

Not:Kızım senin derdin filan yok hepsi şımarıktan bunların şımarıklıktan diyebilirsiniz, kabulümdür:)

30 Ekim 2011 Pazar

Serzenişte

Şimdi aslında ben, bu kadar acı toplumsal olayların üzerine, kelimenin tam anlamıyla 'kendi küçük burjuva problemlerimi' yazmaya utanıyorum!

Ama ortada bir gerçek var ki;ben çok keyifsizim.Hem de haftalardır..
Ne içimden bir şey yapmak geliyor ne de zaten yapacak bir şey var.
İzmir çok ölü,çok boş..
Dört yıldır aynı yerlere gitmek, aynı şeyleri yapmak ve hep aynı insanlarla aynı muhabbetler içinde olmaktan çok sıkıldım.Kısır bir döngünün içindeyim.

Hiç bir yere gitmek de içimden gelmiyor artık,hep aynı yerleri görecek olduktan sonra..
Zaten ulaşımın İzmir'de genel bir problem olduğunu bilen bilir.Evimden çıkıp bir yere gitmeye kalkıyorum en az yarım saat otobüs (otobüs çoğu yer için tek araç) bekliyorum üstüne de yine en az 1 saat yol gidiyorum ayakta,sıkış tepiş..E sonra gideceğim yere vardığımda zaten hışırım çıkmış oluyor bir de bunun dönüşü var ki dönüşler çok daha felaket her zaman..Hal böyle olunca evde oturayım daha iyi diyorum,en azından boş yere yorulmamış olurum..

Bu haftasonu için yapacak bir işim de planım da yoktu.Bari dedim güzel bir oyun varsa tiyatroya gideyim ya da sergi varsa gezeyim;hani en azından sanatla mutlu edeyim kendimi..Ama yok o da yok!Küçücük küçücük sergi salonlarında sergilenen üç beş parça,milyonuncu tekrarını oynayan ve benim toplamda iki kez seyrettiğim oyun vs vs bunlardan ibaret bir kültür sanat yaşamı var..

Beni mutlu etmedi İzmir bunu en başından beri biliyorum ama zaman içinde alıştım.Bir şehir gördüm yaşadım işte diyorum.Kendimi iyi hissettiğim zamanlar olmadı mı;elbette oldu.Burda yaşadıklarımı hiçbir zaman tek kalemde çizip atamam ama hep bir yanım eksik kaldı burda.En tam olduğumu hissettiğimde bile içten içe kalbimin derin bir yerini oyan eksiklik hissi..

Gittiğim zaman özler miyim;muhakkak ki özleyeceğim..
Bir kordon havası alsaydım diyeceğim mesela gittiğim o yerde çok daraldığımda ya da bir akşam üstü canım kahve istediğinde kızlarağasına gidip kahve içmeyi özleyeceğim,sağanak yağmur altında kaldığımda 'aynı İzmir gibi' diye söyleneceğim belki ama şu an...Yetmiyor bana İzmir;hiç yetmedi ki..

23 Ekim 2011 Pazar

CANIM YANIYOR

Kocaman kocaman harflerle yazmak da,bağıra bağıra ağlamak da kar etmiyor, içimin acısını dindirmiyor.

Çocuk yüzlü masumlar toprağa düşüyor kahroluyoruz sonra aldığımız kan kokusu yetmiyor olacak ki 'intikam intikam intikam' diye insanlıktan çıkanları görüyoruz.
Ama ne yazık ki Facebook'tan vatan kurtarmak(!) dışında kimse sorunu SAHİPLENMİYOR,ÇÖZÜM HAKKINDA DÜŞÜNMÜYOR,HAREKETE GEÇMİYOR.

Vahşet, şiddet her zaman çok kolay çünkü; en ilkel duygu.Eyleme geçirmesi de en kolay dürtü.
Peki ya sonra!?
Bitiyor mu,çözülüyor mu,sona eriyor mu?

O çocukların ruhu huzur buluyor mu?

Daha hiçbir şey yaşamadan;belki aşık olmadan,belki sevdiğine kavuşamadan,elini bile tutamadan,belki hiç deniz görmeden,daha baba olmadan bu dünyadan çekip gitmek zorunda kalan o çocuk; sen hamaset yapınca,iki gün galeyana gelip asıp kesince,nefretten gözün dönünce,boğazındaki damarlar şişip, burnun kızarınca,ağzından kelime yerine zehir çıktıkça rahatlıyor mu? BEN NİYE ÖLDÜM? sorusunun cevabını verebiliyor mu kendine?

Ben;kızıyorum,üzülüyorum,ağlıyorum,canımdan can gidiyor,kahroluyorum ama vahşet çağrısında  bulunmuyorum!
Düşünüyorum
İrdeliyorum
Okuyorum
Araştıyor,anlamaya çalışıyorum.
'Nasıl çözülür?'ü döndürüyorum kafamda.
Vahşete vahşetle karşılık vermek daha büyüğünü getirir bunu biliyorum.
Faşizim çok ayıp bir şeydir bunu da biliyorum. 

Ve kan benim midemi bulandırıyor.

Ama asıl bende ipleri koparan ve biz ne zaman böyle olduk dedirten şey ne biliyor musunuz;önce bu sabah yine facebook'ta bir çok insanın gururla paylaştığı,göğsünü gere gere beğendiği fotoğraflar gözüme ilişti..Kan revan içinde ve parçalanmış yüzler,cesetler..Bir 'insan' ceset gördüğünde nasıl mutlu olabilir, dahası neden mutlu olur?Zafer mi bu?

Günün ilerleyen saatlerinde ise hepinizin bildiği üzere çok büyük bir afet yaşandı ülkemizde.Gecenin bu saati oldu henüz sistemli bir yardım ve kurtarma faaliyeti başlamış değil.Hava çok soğuk ve insanlar çaresiz..

Küçük bir kız çocuğu gördüm bir fotoğrafta,gözleri yüzünden büyük ve o büyük gözlerden taşan daha da büyük bir şok;gözlerinde,yüzünde..
Çocuğum,çocuklarım..Güzel kızlarım, güzel oğlanlarım..
Sarabilsem göğsüme,geçecek bu acı diyebilsem;kucağımda uyutsam,uyuyana kadar elini bırakmasam..
Sıcak evime alsam soğukta evsiz kalan bütün çocuklarımı..

Bu kadar büyük acıların üstüne insanların sosyal medyada yazdıkları söyledikleri yenilir yutulur mu?
Bir tek beni mi ağlatıyor bunlar,bir tek ben mi kahroluyorum..

Acının rengi olur mu?
Dili dini olur mu?

Faşizim çok ayıp bir şeydir çok...

20 Ekim 2011 Perşembe

kitaplarım/3

SERENAD-ZÜLFÜ LİVANELİ

'Sağlam ve iz bırakacak bir roman okumak istiyorum' diyorsanız Seranad derim gözüm kapalı! 

Zülfü Livaneli her zaman severek takip ettiğim bir isimdir.Bana göre gerçek bir aydın, gerçek bir sanatçıdır.Şimdiye kadar okuduğum bütün kitaplarından çok zevk aldım ama Seranad bir adım öne geçti;açık ve net!

Üstelik Livaneli, röportajlarından birinde Serenad'ın da filmi olabilir demiş,dört gözle beklerim ben bu filmi!

İçinde sadece acı ya da sadece aşk yok bu kitabın;evet,çok büyük acı,çok büyük bir aşk var fakat bütün bunların yanında bütün sevimli ve sevimsiz yanlarıyla 'hayat' var.Yaşadığımız zamandan çok da evvel olmayan bir zamanda bu hikayenin pek çok benzeri ne yazık ki yaşanmış,insanlar neler yaşamış,dahası birbirlerine neler yaşatmış...

Arka Kapak

Roman okumak istiyorsanız…
Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi'nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran'ın (36) ABD'den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner'i (87) karşılamasıyla başlar.

1930'lu yıllarda İstanbul Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile'ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir.

Serenad, 60 yıldır süren bir aşkı ele alırken, ister herkesin bildiği Yahudi Soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği Mavi Alay, bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor.

Okurunu sımsıkı kavrayan Serenad'da Zülfü Livaneli'nin romancılığının en temel niteliklerinden biri yine başrolde: İç içe geçmiş, kaynaşmış kişisel ve toplumsal tarihlerin kusursuz dengesi.

10 Ekim 2011 Pazartesi

Rain,Rain,Rain



Sevmedim ben bu günü hiç;
Sağanağını,soğuğunu,iliklerime kadar ıslanmayı ve yalnızlığımı bugün hiç sevmedim.
Bu şehri bugün terk etmek istedim.
İki günlük rüyamın sonuna uyanmayı sevmedim.
Yine aylarca yol gözleyecek, hasretten kavrulacak olmayı da..

Günler kısa, saatler az, zamanlar dar diye darıldım;tık

2 Ekim 2011 Pazar

Bunu Bekliyormuşum



Çok küçük de olsa aklımda bir şey varsa, 'şuna ihtiyacım var' 'şöyle bir şey olsa ' gibi, hemen edinmezsem, hemen yapmazsam günlük akış içinde kendiliğinden ertelenir de ertelenir,uzar da uzar...

Son zamanlarda böyle ertelediğim,anahtarlıktan cep telefonuna,ilişkilerdeki aşamalardan sosyal hayata kadar uzanan geniş yelpazedeki 'alınacaklar-yapılacaklar' bir bir kendiliğinden bana geliyor ve ben devamlı;
'BUNU BEKLİYORMUŞUM!' diyorum.

Gerçekten herşeyin bir zamanı var,maddi de olabilir manevi de;bu bir anahtarlık da olabilir özlenen hayali kurulan bir aşk ya da emek verilen başarı da.Diyorum ya HERŞEYİN!

Akademik teammülleri muhafaza etmek isteyen,ülkemizdeki üniversitelerin üniversite kültüründen bir haber olmasını eleştiren çok değerli ve çok sevdiğim bir hocam var;ilk sene ondan aldığım başlangıç dersi sayesinde meslek kültürü, meslek etiği ve sorumluluğu üzerinde bol bol düşünmemi, okumamı, araştırmamı sağlayan,alanımın ciddiyetini ve hata kaldırmazlığını en güzel tekniklerle benimseten, her bölümde en az bir tane olması gerek dediğim türden bir hoca.
Senenin ilk dersini o dersin ait olduğu kürsüyle birlikte yapar ve bunun her kürsüde uygulanması gereken akademik bir teammül olduğunu savunur.
Bu seneki açılış dersinde herşeyden önce bilmemiz ve hiç unutmamamız gereken altın niteliğinde cümleler barındıran bir konuşma yaptı:

'Hayatta tek şey karşılıksız kalmaz:EMEK,siz hayatın sizi ne zaman ödüllendireceğini bilemezsiniz,onun sizin için hazırladığı bir çizelge vardır.Çalışırsınız,çabalarsınız, çok çalışıp emeğinizi ortaya koyarsınız ama karşılığı,ödülü hemen gelmeyebilir.Hayat beş yıl sonra sizi ödüllendirecektir,onun planında bu vardır siz bilemezsiniz.2 yıl çalışıp beklersiniz olmaz, 4 yıl çalışıp beklersiniz olmaz,tam 5.inci yıla yaklaşırken karşılığını alamıyor, boşuna çalışıyorum der çalışmayı bırakırsınız oysa ki ödülü kazanmanıza çok az kalmıştır ama siz bunu kaçırmışsınızdır.

Hayatta sahip olmanız gereken değerler vardır,bunlar sizi 'İYİ' insan yapar.Eğer iyi bir insan olabilirseniz gerisi için endişe etmenize gerek kalmaz.'

Bunlar benim en çok aklımda kalanlar,beni en çok etkileyenler,üstelik taşları yerine oturtmamı sağlayan bir zamanlamayla bana geldiler,yine bunu bekliyormuşum.

Bekle ve yaşa.   
Emek ver ve sabırı öğren. 
Kendi mutlu bulutunu bul.
 

27 Eylül 2011 Salı

Tutsana Ellerimi

Uyanır uyanmaz kendi kendine söylediği ilk sözü 'bugün ne kadar da ıssızım' olan insanın harika bir gün geçirmesi beklenemezdi.Uyuyalım unutalım.

25 Eylül 2011 Pazar

Düzelt,Düzel,Düzen..


Önce ruhumu sonra evimi temizledim hem de dip köşe;düzelttikçe düzeldim,katladıkça açıldım,süpürdükçe parladım!

Hayat tazelikten geçer diye pazarın yolunu tuttum mis gibi, dalından, en tazesini doldurdum keseme..

Kendi evin kendi düzenin gibisi yok ki!

Çok bunalmış,çok sıkılmıştım.Bir girdabın içinde sürüklenirken boşa çabalıyordum.
Don kişottum;havaya yumruk sallayandım.
Şikayet etmek istedim 'bak gördün mü bana neler yaptılar' demek istedim.
Yazmadım, konuşmadım,okumadım,görmedim;yazamadım konuşamadım,okuyamadım,göremedim.
Şimdiyse küçücük kutuya hapsettim kilit üstüne kilit vurdum.

Erken yattım erken kalktım,dinlendim.
Söyledim,konuştum,güldüm,gezdim,eğlendim.

Yeni bir hafta, dahası yeni bir dönem önümde.Bütün önemiyle hem de!
Hazırlandım hazırım:)

24 Eylül 2011 Cumartesi

Nedir Bu Çektiğim!

Kimseden çekmedim internetten çektiğim kadar!
Önce yurt interneti; ağır aksak saatler geçer sayfalar geçmez,sonra ev macerasında binbir takla atarak bağlatabildiğim internet iki aylık yokluğumda nasıl içinden çıkılamaz sorunlara yol açmış durduk yere o kablolara hatlara neler neler olmuş.
Sinir minir kalmadı bende vallahi.
Günlerdir telefonda birilerine bağırmaktan kendimden soğudum.

Neyse geçti.Sakiniiiim sakiniiiim saaakin:))))

30 Ağustos 2011 Salı

Şeker Gibi Bayramlara..


 
Günlerdir bayram hazırlığıdır gidiyor;
ilk adım baklavaları yaptık
ikinci olarak evi dippp köşe temizledik
son olarak da yaprak sarmasıdır lokumdur o işlere giriştik kısacası ÖRNEK EV KIZI(!) oldum çıktım!

Bu ne arkadaş ya haftaya altın günü yapacağım,sonra da çeyizlik dantele başlayacağım artık o dereceye geldim!

Benim hezeyanlarımı bir kenara bırakırsak hepimize şeker tadında,rengarenk,kalabalık,gülüşlü şamatalı,bol bol çocuklu bayramlar dilerim! Bayramlar ne özeldir ne güzeldir,çok seviyorum bu ruhu, bu hazırlık seramonilerini aslında:))

Tabii bu sadece benim ideal bayramım,bütün bunlardan hazetmeyenlere beddua etmiş gibi de olmayayım,herkese gönlünce bayram diliyorum bu en iyisi:)))


Hamiş:Aslında içten içe de buruğum ben, bundandır bu kadar şamatam;ilk defa kendi evimden başka bir evde,anne babamdan başkalarının yanında bir bayram sabahına uyanacağım..Dokundu biraz biraz..Ne zaman tam olacağım ben,hep eksik hep eksik..

29 Ağustos 2011 Pazartesi

Geç gördüğüm MİM:)

Naley mimlemiş bu sefer ve N'lerinden 4üne layık görmüş;nasıl mutlu oldum!
Hele de şu yorucu bayram temizliğinden sonra ne iyi geldi:))


Benim N'lerime gelecek olursak;


En sıcak: Noni


En umutlu ve pozitif: Ful yaprağı


En aşık:Naley, Peyton Sawyer Ruhlu Kız


En kendini okutan:Hazal


En kültürel:Konusma baloncuğu


En içini döken:Naley


En söyleyecek sözü olan:Hazal


En eğlenceli: Mel jones


En yazmasını özlediğim:Dalga izleri


İşte benim N'lerim:)
Bilgisayar başında çok zaman geçiremediğim için takip etmek isteyip de edemediğim çok fazla blogdaşım var,zamanla telafi edip enlerime enler ekleyeceğime inanıyorum:))

Enlerimi de mimliyorum aynı zamanda bakalım sizlerin enleri kim:))

27 Ağustos 2011 Cumartesi

Yasemin Aşkına

Yasemin bitkisiyle ve içinde yasemin olan her nesneyle resmen aşk yaşıyorum!Ağacı,sabunlar,esaslar,çaylar neler neler:))




Bahar akşamlarında ciğerlerimi bolca yasemin kokusuyla doldurmak için cam kenarına tünüyorum,hele ki etrafta hanımeli ve ıhlamur ağaçları da varsa gel de aşık olma böyle havada!

Beni böyle havalar mahvetti azizim:))









Mükemmel zerafete sahip rum evlerinin aynı zevkteki bahçelerinde öbek öbek yeşillendiklerini,beyaz beyaz pıtırcıklandıklarını görünce kocaman kocaman mutlu olurum!









Zara'da bunu görüp de üstüne atlamamak olmazdı,yakışmazdı!
Sanki elimden alacaklarmış gibi koşa koşa kasaya yetişmek de bunun bir parçası:))










Ve son olarak da bitki çayı olmadan yaşayamayan soyundan bir insana yapılabillecek en büyük kıyak böyle bir ürünü piyasaya sürmektir,teşekkürü bir borç bilirim:))


Kitabımı kolumun altına sıkıştırıp elime koca fincanımı alıp köşeme çekilme zamanımdır şimdi:))






25 Ağustos 2011 Perşembe

kitaplarım/2

SEMERKANT-AMİN MAALOUF





Elimde en uzun kalan kitaptı ama benim için yanlış zamanda olduğundan sadece..

Özellikle ilk kısımları çok ilgi çekiciydi ve anlatımı oldukça akıcıydı ama ortasında oldukça durgunlaşmaya başladı ve ben ite kaka bitirdim resmen!


Her kitabın ayrı bir zamanı var ve ben bunu yanlış zamanda elime aldım,kitaba da yazık ettim sanırım..

Belki daha sonra yeniden okurum bu sefer tadına vararak..




Arka Kapak:Amin Maalouf, Doğu'ya İran'dan bakıyor.Ömer Hayyam'ın Rubaiyat'ının çevresinde dönen iç içe iki öykü...
1072 yılında, Hayyam'ın Semerkant'ında başlayan ve 1912'de Atlantikte bit(mey)en bir serüven...
Bir el yazmasının yazılışının ve yüzlerce yıl sonra okunurken onun ve İran'ın tarihinin de öyküsü / tarihi...

haftalık ajans!

Güya haftasonundan beri oturup yazacağım ama nerdeee:))

Hiç bir zaman boş oturamayanlardan olduğum için İzmir'den gelir gelmez eve dönmek yerine ingilizce kursuna başladım burda.Şükür onun da son dersine gideceğim artık bugün ama bu hafta oldukça yoğun geçti,sınavlar,çeviriler,kompozisyon yazmalar vs vs..Kendime de kocaman bir sözlük aldım;İngilizce,Fransızca,Latince ve Osmanlı Türkçesi-Türkçe hukuk ve ekonomi terimleri sözlüğü.Kurstaki hocama danıştım makale çevirmeye başlamamın yararlı olacağını tavsiye etti.Bayramı da bir geçireyim artık başlayacağım:)

Bir de açıköğretim var sırada,final zamanı esas okulumdaki final tatiline denk geldiği için sınavlara giremedim ve bütünlemeye kaldım tüm derslerden:(
Onu da halledeceğiz bakalım artık bir ara:))

Aslında artık gitmek de istiyorum,kurs için takıldım kaldım burada;evimizi,annemi o yaşantımı özledim..günler zor geçiyor zoor...

Bunların yanında bu yoğunluk o kadar iyi geliyor ki;
işe yaramışlık hissi,üretme,çalışma,çabalama..

Benim gibi düşünen,hisseden var mı merak ediyorum:))

19 Ağustos 2011 Cuma

Sorularım Var

Hep aşırı mantıkla mı hareket ediyorum?
Anı ıskalıyor muyum?
Daha da önemlisi kendimi neden akışa bırakamıyorum?
Neden her şeyin kontrolü benim elimde gibi bir yanılsamaya düşüyorum?
Neden şu 'gençlik pervasızlığını' yaşayamadan geldim bu yaşıma?
Neden hep ama hep,her an ayaklarım yere sağlam basmalı gibi hissediyorum,neden kendimi hiç kapıp koyveremiyorum?

Beni buna iten ne,hayatı bu kadar ciddiye almaya iten ne gerçekten?
Yaradılışım mı,yetiştirilişim mi,çevre faktörü mü,hiçbiri mi...

Biraz rahat bir insan olmaya ihtiyacım var.
Ama yine de şükür ki eksiklerimi görebilecek akıl ve sağ duyuya sahibim...

Sanırım sadece biraz zaman...
En azından bu soruları kendime sorarak durumu fark ettim,o farkındalığa ulaştım,gerisi gelir artık..

17 Ağustos 2011 Çarşamba

taktım,takıldım,iyi de yaptım!

 
Yaz ortasından beri çılgın gibi Ally Mcbeal izliyorum ve itiraf ediyorum ki kendimden çok şey
buluyorum onda:))


Şimdiye kadar niye izlemedim diye de düşünmüyor değilim hani:))
Her şeyden önemlisi 'kafamı boşaltıyorum'!
Özellikle de uyumadan önce izliyorum..

Eğer günlük yaşamda beni huzursuz eden sorunlarım varsa ve eğer çözebileceğim şeylerse mümkünse hiç kimseyi kırmadan,üzmeden ve kırılmadan bunu halledip yastığa başımı rahat koymak isterim.Ama eğer benden kaynaklanmayan ama yine de beni etkileyen,çözemediğim,altından kalkamadığım şeyler varsa uyumadan önce beni rahatlatacak, kafamı havalandıracak(!) şeylerle kendimi meşgul eder öyle uykuya niyet ederim...
Son zamanlardaki favorim de Ally'ciğim:))

Çıtır çerez bir şeyler izlemeye ihtiyaç duyuyor insan bazen:))




16 Ağustos 2011 Salı

MİMLENDİM:))

Sevgili Konuşma Baloncuğu beni mimlemiş hem de çok zevkli bir konuda,ben de zevkle cevapladım:)))

Mim konusu: "Çok beğendiğiniz, izlemekten asla sıkılmayacağınızı düşündüğünüz 3 filmi (Üçlemeler üç film olarak sayılacaktır), neden bu kadar beğendiğinizi de açıklayarak yazın''


1) CASABLANCA:Tüm zamanların en iyi aşk filmi seçilmesi tesadüf olamaz öyle değil mi:))

''play it again sam,play it again''









2)ETERNAL SUNSHİNE OF THE SPOTLESS MİND:
Hiç bir zaman cevabını veremediğim bir soru:beni üzen şeyleri,bitmiş ilişkilerimi,acı veren anıları hiç yaşanmamışa çevirmek,onları tamamen silmek ister miydim??
Bilemiyorum...Hiç bilemiyorum..


     



    3)YOL:Sevmek,nefret etmek,acımak,affetmek üzerine yapılmış en güzel film.. 
Bu kadar yalın bir sahnede bu kadar az insanla tüm insanlık hallerinin özeti..             









Bunlar benim en iyi üçüm ve mimlediklerim: naley ve hazall :))) hadi bakalım kızlar merakla bekliyorum:))                         

11 Ağustos 2011 Perşembe

kitaplarım/1

Bu yaz içinde okuduğum ve paylaşmak istediğim ilk kitap;

          Stefan Zweig-Satranç      

 Bu kadar az sayfada bu kadar çok olayı anlatabilen,çözümlemeler yapabilen Zweig'den başkası var mıdır bilemiyorum.

Zweig'in artık bir klasik haline gelmiş romanı (kısa romanı) Satranç'a başladığım zaman yine o çok sevdiğim iki duygunun etkisinde kaldım;sonunu delice merak ettiğim için bir an önce okuma,bitirme isteği ama aynı zamanda bitmesin diye kelimeleri içime çeke çeke,sindire sindire okuma isteği..

New York'tan Buenos Aires'e giden bir yolcu gemisi,
Dünya satranç şampiyonu sosyopat bir adam,
Bir milyoner,
Gestapo'nun tüm zalimliğini yaşamış,hücresinde tek yapabildiği zihninden satranç oynamak olan oldukça zeki bir Yahudi..

Okumak için daha fazla zaman kaybedilmemesi gerektiğini düşünüyorum,oldukça etkileyici ve sürükleyiciydi.

Dr.B. artık benim sevgili kahramanlarımdan biri..


Hamiş:Arka kapak yazısına yer vermemeyi tercih ettim çünkü bana göre arka kapakta yer alan yazı kitabın özeti şeklinde yazılmış,tüm süprizleri açık açık anlatılmış,oturup da kitabın okunmasını gereksiz kılacak şekilde ayrıntılı... (can yayınlarından çıkan baskıları için)















8 Ağustos 2011 Pazartesi

kitaplar....iyi ki varlar!



Kitaplarım konusunda şimdiye kadar oturup iki kelam yazamadığım için gerçekten utanıyorum!

Kelimenin tam anlamıyla kitap kurdu, kitap hastası, kitap delisi ne derseniz deyin işte o benim!
Beni ben yapan köşe taşlarından biridir okumak.

Hayatımda tek aç gözlü olduğum konu da kitaplar,kaç tane yeni alırsam alayım daha onları okuyup bitirmeden yeni yeni yeni kitaplara kayar gözüm,aklım,gönlüm :)))

Ve bana okumayı sevdiren insan,canım annem..

Küçüçük bir şehirde büyüdüm,yarım saatte bir başından bir başına yürünebilecek bir şehir..
Yapılabilecek hemen hemen hiç sosyal aktivitenin olmadığı,mahalledeki çocukların yaş grubuna yakınsan şanslı sayıldığın bir şehir..
İlkokula başladım,okumayı söktüm,okuma-alıştırma kitaplarını bitirip çocuk kitapları okuyabilme seviyesine geldiğimde annem minicik elimden tuttu ve şehir kütüphanesine götürdü.

Küçüktü ama bir çocuk için yeterince büyüktü,koca koca raflar arasında yeni bir dünya keşfettim ve 9 yaşında kitap delisi bir kız çocuğu olup çıktım!

Bir gün anne olursam çocuklarımın da bu keyifli dünyayı keşfetmelerini,bu tadı almalarını çok isterim..Minicik,yerden bitme kitap kurtlarım benim:))Çok sevdim bu hayalimi,içim ısındı:)) 
(annelik bir iç güdü evet!)

En kötü zamanlarımda bir başka karakterin dünyasına sızıp kendi dünyamdan uzaklaştım,başka başka diyarlara yelken açtım.
Aklımı dağıtmak istedim kitaplara sarıldım,aklımı toplamak istedim yine kitaplara uzandım.
Özellikle tatillerimin vazgeçilmezi oldu hep.

Ve bir sır blogcum;gereksiz tartışmaların,çekişmelerin,kalp yorgunluklarının,çeşit çeşit can sıkıcı olayların arasında hep daldım gittim öbür diyarlara,kitaplar kendimi korumamı sağladı,belki de daha masum kalmamı sağladı;küçük hesapların içine çekemediği için kimse beni...

Zaman içinde de kitaplarla olan bağım hiç azalmadı, aksine üniversitede okuyacağım bölüme kadar etkiledi.
Şu an hukuk fakültesinin son senesine gelmiş bir insan olarak okumak her an her yerde!
Çok isteyerek başladım ve çok da severek bitireceğim okulumu ve hukuk öyle bir alan ki okumayı bırakmak gibi bir lüksünüz yok!-iyi ki- :))

Ve bir prensip kararı;okuduğum kitaplar hakkında en en en azından ayda bir post yazmalıyım.

Daha fazla geciktirmeden kararımı uygulamaya koyuyorum,bir sonraki postumda :))

 KİTAPLAR....İYİ Kİ VARLAR!


Unutmadan,yazının genelinden alakasız bir not: Tüm okuyanlarım,değer verenlerimle paylaştığım yazılar için yaptığınız yorumlar benim için çok çok değerli çok çok da önemli.Ancak bir kaç zamandır tekrarlanan ve beni rahatsız eden yorum çeşitleri var.Emek verip yazdığım yazının altına yorum olarak benim yazıma dair hiç bir beyanatta bulunmadan; yorumlarınıza bu kadar değer verdiğim halde sadece kendi yazısının linkini veren blogdaşlarım; yorumlarınızı ne yayınlıyorum ne de böyle bir yola başvurduğunuz için normalde bakacak olsam bile onu gördükten sonra bakmak için içimde en ufak bir istek oluyor.Haberiniz olsun istedim.

6 Ağustos 2011 Cumartesi

AŞK



Fidel'im, güzel gözlüm, hayatımın ışığı, en sağlam dalım..

Aramızda yüzlerce kilometre olmasına rağmen her iyi anımda ve her kötü anımda yanımda olan,sürekli yardımcı olmaya çalışan, her şeye yeni yeni açılardan bakmamı sağlayan, olayların içindeyken anlayamadığım boyutlarını bana gösteren, onunla büyüdüğüm ve onunla bu yolda devam etmek istediğim,yaşadığımız bu ayrılığın bile aramızı soğutmaya uzaklaştırmaya yetemediği (iyi ki) canım sevgilim,yoldaşım,yol arkadaşım..

Bugün de kendi toparlamama yardımcı oldu;saatlerce ağladıktan sonra içimi çeke çeke onu aradım.Sesi sakinleştirici gibi geliyor bana böyle durumlarda..
Onunla konuştuktan bir süre de mesajlaştıktan sonra (maalesef daha çok mesajlaşmak zorunda kalıyoruz) güneş yeniden parladı,renkler eski güzelliğine kavuştu,griler yok oldu..AŞK'tı bütün bunlara sebep olan,onun güzel kişiliğinden damıtılıp benim kalbime tesir eden AŞK..

Her sabah uyandığımda ve her gece uyumadan varlığına şükür ettiğim sevdiğim;yolumuzun hep birlikte olması tek dileğim..

Hikayemizi yazmalıyım en kısa zamanda,bizi 'biz' yapan hikayemizi..

5 Ağustos 2011 Cuma

ve ben..



Hayatımda pek çok şey yolunda gitmiyor.
Çok yordu ve hala yormakta son olanlar.
Ne kadar çok üzüldüm şu son üç haftada,ne kadar çaresiz hissettim,ne kadar öfkelendim insanlara,basit,çıkarcı,ego tatmini peşinde koşanlara... 
Negatif insanlarla bir arada yaşamak çok zor,bütün enerjimi güzel duygularımı alıp götürüyorlar tek bir söz, tek bir bakış,tek bir davranışla..

VE BEN BİTKİN,YORGUN,HALSİZİM
Yine gün sayan bir eleni var..

Ne zaman bitecek benim bu gün saymalarım??

Hayatım daha başlamadı ve ben hep start-finish düzlüğünde hazırda bekliyor gibiyim...Evet tam olarak bu!

Bir yandan yazmak istiyorum her şeyi ortalığa döküp saçmak,bir yandan da meşin sandıkta hapsetmek kırk kat örtüler kırk kat kilitler altında..

Kendimi özledim,esas ben'i özledim;mutlu, neşeli, enerjik, üretken..

Bu mübarek günlerde Tanrım sen yardım et bana..

4 Ağustos 2011 Perşembe

Kadının Adı Hala Yok

Aşağıda linkini vereceğim iki haber var aynı gün yayımlanmış.
Biz kadınlar 'yuvanın yıkılmaması' için dövülüp de ses çıkartmamalıyız.Maksat 'toplum düzeni' bozulmasın,'aile değerleri' yozlaşmasın.
Zaten sonunda öldürüldüğümüz için ses çıkarıp çıkarmamamız da bir şeyi değiştirmiyor.
Faydasız.

Kadının Adı Hala Yok Biliyor Musun Sevgili Duygu Asena...

lütfen tık
lütfen tık


27 Temmuz 2011 Çarşamba

hayalperestim

 

hayal ettim;

yine alaçatı'da olsak,

her şey beyaz mavi kırmızı olsa,

ben bile,

rüzgar uçuş uçuş bembeyaz elbisemde,

şıkır şıkır cam bileziklerim kolumda mavi ve kırmızı,

yazı uğurlasak,eylül olsa ya da ekim yeni gelmiş olsa,

hatta yıl dönümü kutlasak,yıl dönmese bile bir şeyler kutlasak,birlikte geçirdiğimiz o günü kutlasak mesela,

bembeyaz tiril tiril gömleğin olsa en yakışan lacivertinle birlikte,

elin elimden hiç ayrılmasa,gece ve gündüz,

kırmızı bir sardunya iliştirsen saçlarımın arasına,

güneşi batırsak rakı masasında ve komşuya kadeh kaldırsak karşılığını duyar gibi olsak 'şerefe' desek 'geia sou' deseler,

deniz,yıldızlar,yakamoz,ege ve gözlerin fazla gelse başım dönse...

24 Temmuz 2011 Pazar

Oh Amores

Yaz gibi biraz,
Biraz da sonbahar..
İspanyol tadı,Akdeniz kokusu.
Biraz tanıdık biraz yabancı..
Olgunlaştıran savaşlardan çıkıp huzura kavuşmuşluğun şarkısı.
Yüreği büyüten bir şarkı..


POLLYANNA NERDESİN KUZUM?? BİR GELİVER BURAYA.

22 Temmuz 2011 Cuma

HADSİZ!

Bugün canımın içi, tatlı sevgilim Fidelimin doğum günü...
Yanında olamamanın acısı bir yanda,son zamanlarda benim kendi hayatımda yaşadığım olumsuzlukların etkisi bir yanda..
Zaten bütün bunlar varken hayatımızda üzerine o kadar gereksiz şeyler de oluyor ki...

Sosyal paylaşım ortamlarında doğum günü kutlama olayı malum çoğu insanın vazgeçilmez kutlama şekli haline geldi.Ha benim kutlama şeklim hala klasik ama aykırıyım zaten ben biliyorum:)


Her neyse,bir zat-ı muhterem;şimdiye kadar adını sanını duymadığım bir hatun kişi,Fidel'in çalıştığı yerden sıradan bir müşteri;CANIMMMM, FİDELİİİİMMMM diye doğum günü kutlamış Facebook üzerinden!

Affınıza sığınarak Hööst bre GAFİL! demek istiyorum.

Benim 7 yıllık en yakın arkadaşım,4 yıllık sevgilim olmasına rağmen ben çıkıp da uluorta,samimi olmayan ortamlarda hele ki sosyal paylaşım ortamlarında Fideilimmmm diye dolanmazken sen de kim oluyorsun HADSİZ!

21 Temmuz 2011 Perşembe

Güzeller güzeli teyzem bugün konuşurken 'kendine çerçeveler çiziyor sınırlar çekiyorsun' dedi.

Düşündüm ve fark ettim;ne yazık ki haklı....

Unutmamak için yazıyorum,hiç unutmamak,üzerinde biraz daha düşünmek için..

16 Temmuz 2011 Cumartesi

Ortaya Bir Karışık




Günlerdir kafamı toplayıp yazamıyorum.

Kafam karışık,gündem karışık,duygular karışık,saflar karışık...

Ben bu kadar karışık olunca kaçınılmaz son;ortaya karışık...

Canım yanıyor hiç tanımadığım canlara.
Kelimelerim içime kaçıyor,antipatikleşiyor.

Dalgalarım durulana,soru işaretlerini kovana,insan içine çıkacak hale gelene kadar kısa bir mola.

12 Temmuz 2011 Salı

İçim diyor ki gitme kal burda...

Yalnız evim,sakin limanımdan ayrılıp;kalkanları geçirip,sinirleri güçlendirip her kafadan bir ses çıkan yerlere doğru gitmek fikri;bunalttı.

Kalbim Ege'de kalıyor.

Müdahalesiz günler dilerim.

10 Temmuz 2011 Pazar

Sevdiklerim,ailem;hep yanıbaşımda olsunlar sağlıklı olsunlar upuzuuuunn ömürleri olsun hep isterim,şükrederim varlıkları için..Kaybetmenin düşüncesi bile en büyük acı...

Büyüklerimiz,ailenin direkleri temel taşları, başımın ise tacı...

Ama bilemiyorum fazla müdahalecilik mi beni bunaltıyor,benim kendi kişiliğimden kaynaklanan bir şeyler mi; çok iyi niyetli de olsa yaklaşımlar bir yerden sonra üzerimde baskı hissediyorum kanatlarım bağlanmış gibi... 

Ve baskıya hiç gelemiyorum..

ÖZGÜRÜM,BAĞIMSIZIM doğuştan.
Üstüne de öyle yetiştirildim.


Normalin çok çok üstünde kuruntu,takıntı,pimpirik..Ben alışkın değilim böyle şeylere..


En basiti; kardeşim kırk yılın başı yazın yanıma geldi ve doğal olarak denize götürmek istiyorum,gayet normal öyle değil mi?

Üstelik 16 yaşında genç,güçlü kuvvetli bir delikanlı..

Dahası ikimiz de gayet iyi yüzücüleriz..


Amaaaa neymiş efendim haberlerde görmüşler bu sene denizde boğulan çok olmuş..
Günlerdir yiyip bitirdiler bizi..

Daha sonra bari Yassıcaada' ya gidelim dedik,ulaşım rahat,plaj güzel,istediğiniz olsun çok da açılmayız dedik..


Amaaaa neymiş ya adada mahsur kalırsak(!?),karayla bağlantısı yokmuş,tehlikeliymiş..


Sokak tehlikeli, araba çarpar
Deniz tehlikeli, deniz boğar..

Tamam yaşlarına veriyoruz,anlamaya çalışıyoruz kendimizce ama düşününce bu yaşla ilgili bir durum değil bütün hayatları böyle geçmiş,pasif yaşayıcılık..

Yargılamyorum ama bana ters...

Babamın kızıyım ben,tıpkısının aynısı..
Mantığını kaybetmeden,aklını hep kullanarak risk,heyecan,eğlence,keyif..
Hayatın tadı böyle çıkar!

Tutkuyla bağlıyım hayata,severek yaşıyorum hayatı,her anını değerlendirerek..

ANI YAKALAYARAK...

Kof yaşayacağım 70 yıl yerine her anını değerlendirerek; çalışarak, üreterek, gülerek, severek, yorularak, belki biraz da yıpranarak ama her an aşkla tutkuyla yaşayacağım 50 yılı tercih ederim..

En azından gözlerim son anda kapandığında dudağımın kenarında arsız bir gülücük olur; bu da benim hayattan karım olur...

7 Temmuz 2011 Perşembe

Harcıyorum..

Çalışmaya çalışıyorum!
Yaz ortasında en sevdiğim aydan,temmuzdan iki günümü en sevmediğim derse üstelik saçma bir kompleks uğruna ve hiç hak etmediğim halde HARCIYORUM!


Şimdiye kadar önemli olsun ya da olmasın (hoş bizim bölümde önemsiz ders de yok) bütün derslerden alnımın akıyla çıktım;alttan ders bile almadan bugüne kadar geldim.Bunu övünmek için söylemiyorum, kendimi poh pohlamak niyetinde de değilim.

Sadece açık yüreklilikle söylüyorum;çok emek veriyorum, gecemi gündüzüme katıyorum, günlerce uyumadan yaşıyorum, kendimden geçip kendimden vererek bir şeyleri başarmaya çalışıyorum.

Yeri geldi sınav haftası bittiğinde 40 kiloya düşmüş oldum(1.70 boyda 40 kilo!),yeri geldi boynumun ağrısından günlerce kıvrandım ama hiç bir zaman bugünkü gibi günümü harcadığımı düşünmedim.Üç sene içinde hiç!

Ama bu sefer;
Haksızlığa uğradım.
Hatta uğradık!
İki yüz küsür kişinin hakkı öyle ya da böyle yendi.
Bir kompleks uğruna,eğitimi kazanç kapısı yapmak adına,nemalanmak adına... 
İlk vizeden 70 alabilen birinin ikinciden 10, finaldense 2.vizenin aynı soruları olmasına rağmen 17 alması mümkün mü? Üstelik aynı durumda olan yüzlerce kişi? Hepimiz birden ikinci dönem gerizekalı mı olmaya karar verdik? Aynı anda radyoaktif maddeye mi maruz kaldık?

Bütünlemede de aynı soruları soracakmış! Sor bebeğim sor 25 alırız ondan da olur biter!

Üstelik bunu yapan da dekan! Kossskocaa dekan dersin değil mi.... 
Deme...

Yanarım yanarım tatilimi böldüğüme yanarım..Geçmek kalmak umrumda değil artık,tükettim o aşamayı...

6 Temmuz 2011 Çarşamba




Boş ev...Ama bomboş...
Sabah sıcaklığına bir şey anlamadım ama durdukça,sonradan sonradan çok koydu birden evin bomboş kalması...

Niye hepiniz birden aynı anda gittiniz ki...
5 tane süpriz buldum evde;bilgisayar ekranına,dolap kapağına,dolabın içine bırakılmış minik minik notlar..
Teselli oluyor bu da..

Ah be felek gözün kör olsun diyorum!

fotoğraf: flickriver